Afazi ve Dizartri’de Prosodik Özelliklerin Anlaşılması

Afazi ve Dizartri’de Prosodik Özelliklerin Anlaşılması

Konuşmanın parçalar üstü özellikleri LaPonte ve Rosenbek tarafından şu şekilde listelenmiştir.

– pitch (ton)

– şiddet

– sesletim süresi

– durak süresi

Prosodik özelliklerin, yukarıdaki parçalar üstü yapıların birbirleriyle olan ilişkilerinin sonucunda oluştuklarını söylemişlerdir. Konuşmanın ritmi, hızı , entonasyonu ve vurgusu üzerinde şiddetin, tonun ve sürenin etkisini görmek çok kolaydır.

Prosodi bozukluğuna sebep olan başlıca nörolojik problemler şöyledir:

– ataksik disartri

– hipokinetik disartri

– sağ beyin sendromu, aprosodik disartri

ataksisi olan bireyler parçaları atipik biçimde uzatarak konuşmanın normal zamanlamasını bozarlar. Hipokinetik disartrisi olanlar(özellikler Parkinson hastalığında görülür) normal prosodik özellikleri öyle azaltırlar ki her şey birbiri içine girmiş şekilde duyulur. Sağ beyin hasarı prosodik yapıların hem üretimi hemde anlaşılmasında sorunlar yaratır. Bazı çalışmalarda sağ beyinin önündeki yapılardaki etkilenmenin prosodideki bu problemlere sebep olabileceğini göstermiştir. Bazı yazarlar (Shappiro ve Danly, 1985) sağ posterior lezyonlarda bireylerin temel frekans ipuçlarını abartılı bir şekilde kullandıklarını göstermiştir. Buna da hiper prosodi denmiştir.

Daha yakından bakış

1) hız ve ritim

konuşma hızını yaratan iki bölüm vardır:sesletim süresi ve durak süresi. Bizler genelde sesletim süresine ya da bireyin konuşma seslerini üretmedeki süresine bakarız. Durakların süresi de en az bunun kadar önemlidir. Duraklar toplam konuşma süresinin %50’sini kaplayabilir ve durakların değiştirilmesi konuşma seslerinin üretimini değiştirmekten daha kolaydır. Birçok yazar da bu yönde fikir beyan etmiştir (Rosenbek ve La Pointe, 1985; Yorkston, Beukelman ve Bell, 1988). Hız anlaşılırlığı etkiler. Hasta eğer çok hızlı konuşuyorsa, sesletim organlarının hedeflerine ulaşmaları için yeterli zamanları kalmayacaktır.

Birçok hasta hızın değiştirilmesinden fayda görür. Eğer başka hiçbir teknik seçilmemişse, hızın modifiye edilmesi anlaşılırlığı arttırır. Bu yöntem başka birçok disartri tipinde kullanılabilir çünkü bu teknik sesletim hareketlerini fasilite eder. Duffy(1996) hastalar içinde azaltılmış hız hedefi diğer motor hedeflerden daha kolaydır.

Hastanız için optimal sesletim hızını belirleyin. Hasta sesletim organlarını ne kadar hızlı kullanabiliyor ve halen farklı fonetik bölümler mi içeriyor? Sesletim organlarındaki kas güçsüzlüğünden dolayı, birçok disartri hastası yavaş hareketleri dener ve sesletim yerine uygun biçimde temas sağlamaz ve bu durum ideal konuşma hızından daha hızlı konuşma durumlarında daha da kötüleşir. Hastanın bir nefeste rahat üretebildiği hece sayısını belrile. Hastaya hece sayısını öğretmek için yardımcı ol. Bunun kolay yolu bir okuma parçasında heceleri bölerek nefes kontrolü ile okumaktır.

Dworkin (1991) hastanın konuşma hızını belirlemede bir metot bulmuştur. Aynı teknik kekeleyen bireylerde de kullanılmıştır. Bir dakikalık okuma, monolog ve karşılıklı konuşma teybe kaydedilir. Her bir durum için birden fazla kayıt örneği alınması daha iyi olur böylelikle konuşulan örneklerdeki kelimeleri sayabiliriz.

Bu şekilde dakikadaki hece sayısını sayabilirsiniz.bunun basit bir yolu hesap makinesine her duyduğumuz heceyi basmaktır. Eğer kendinizi geliştirebilirseniz bunu teyp kaydından değil hastayla karşılıklı konuşurken de yapabilirsiniz. Çoğu yetişkin dakikada 130-220 kelime saniyede 3-5 hece konuşur. Oral okuma hızları daha düşük olma eğilimindedir.

Ritim durak zamanlarıyla ilişkilidir. Durak süresi ve sesletim süresi arasındaki ilişki olarak da belirtilir. Hastalar stakkato ritmi veya anormal duraklamalı ve kısa konuşma anlarının olduğu ritim ile geldiklerinde konuşmaları çok bozuk görülmektedir.

2. Vurgu

Vurgu, konuşmadaki bir bölümün diğerlerine göre daha baskın olması ile tanımlanır. Vurgu bir kelimede farklı hecelerde oluşabilir ve kelimenin anlamını değiştirebilir. Vurgu sözük ya da cümlede de olabilir. Vurguyu açıklamak için tek bir akustik parametreyi incelemek yanlış olur, ama algılanan kısmında çoğunlukla temel frekans kaymaları, şiddet değişimleri, ünlülerde değişimler veya bu parametrelerin kombinasyonu görülür. Buna karşın vurgu genel olarak artmış ses şiddeti, artmış ton, artmış sesletim veya durak süresi olarak algılanır. Bu da vurgulanan hece veya bölüm vurgulanmayana göre daha uzun veya vurgulanan bölüm öncesinde yapılan bir durak anlamına gelir. Çoğu normal konuşmacı tonu vurguyu anlamada en önemli ipucu olarak görürken ses şiddetini en az önemli olarak görür.

Buna göre bazı hastalar vurguyu tonlarını, şiddetlerini veya sürelerini değiştirerek kullanıyorlar, yani tüm özellikleri aynı anda kullanmıyorlar. Bazı hastalar bir parametreyi diğerlerinden daha iyi kullanabiliyordur. Hastadan koyu yazılmış hedef kelimeleri cümle içinde kullanırken vurgulamasını isteyebilirsiniz.

Hastanın vurguyu nasıl kullandığına dikkat edin. Hasta tonunda, şiddetinde veya duraklama ile mi vurguyu ifade ediyor?eğer bir parametreyi saptarsanız bu özelliği diğer durumlarda da kullanmada yardımcı olarak çalışabilirsiniz. Yorkston ve ark. (1988) ataksi hastalarının heceyi uzatmada ve uygun zamanda durak koyma ile vurguyu gösterdiklerini saptamışlardır.

3. Entonasyon

entonasyon ses tellerinin titreşimindeki temel frekanstaki değişimin algısal yansımasıdır. Rosenbek ve Lapointe(1985) normal konuşanlardaki entonasyonu anlamadığımızı ve disartrili hastalarda bunun nasıl kullanılabileceğini bilmediğimizi söylemiştir. Yardımcı materyaller ikinci dil olarak İngilizce konuşan konuşmacılar için hazırlanmıştır. Craig ve Sikorski (1985) entonasyonu kelime vecümle düzeylerinde tanımlamıştır. İngilizce’de 8 temel kelime düzeyli entonasyon tanımlamışlardır. Bu biçimlerin ton ve vurgu ile birlikte verilen sözcükte bir entonasyon yaratacağını söylemişlerdir.

Craing ve Sikorski cümle düzeyinde entonasyonda tanımlamıştır. Bildirici mesajların düşen bir ezgisi vardır. Eğer soru cümlesi yapıyorsak bu cümlenin ezgisi sona doğru artan biçimdedir. Fakat sorgu mesajlarının hem düşen hemde artan ezgi şekillerinin olabileceğini de söylemişlerdir.

Bu seçimin kişiye ve gramatik yapıya bağlı olduğunu fakat her konturda baskın bir vurgu sözcüğünün olması gerektiğini söylemişlerdir. Bunlar arasında çok ince bir ayrım vardır ve disartrili hastalar için biraz zor olabilir.ilk olarak vurgu ve karşıt vurgu aktiviteleriyle başlamak cümle düzeyli entonasyon biçimlerini çalışmaktan daha uygun olacaktır.

Bazı konuşma terapisi yaklaşımları prosodiden önce disartrinin diğer unsurlarındaki problemlere yönelirler ( sesletim, rezonans..). Bazı yazarlar terapi sonlanıncaya kadar prosodi için beklemenin yanlış olduğunu prosodi bozukluğunun görüldüğü

yerde hemen terapiye katılması gerektiğini vurgulamışlardır. Prosodinin terapiye katılmasının ‘parçalar’ düzeyinde üretimi fasilite ettiği vurgulanmıştır. Örneğin bir hastaya hızını azaltması öğretildiğinde, bireyin konuşması düzelme gösterir çünkü sesletim organlarının hareketi için zaman kısıtlılığı ortadan kalkar.

Rosenbek ve LaPointe (1985) vurgu çalışmalarının terapi sonlandırılmasına yakın çalışılmamasınuı en erken dönemde çalışılmasını çünkü bunun solunum, rezonans ve sesletim performansını arttıracağını vurgulamıştır. Prosodi üzerinde çalışılmasının hız probleminin kendisini de etkilediğini söylemişlerdir. Simmons (1983) ton ve şiddet değişimleri ve kelime vurgu biçimleri üzerinde çalışılmasının ataksili bir hastada konuşma hızını düşürdüğünü göstermiştir.

Etkililik

Helm (1979) ensefalitik bir Parkinson hastasıyla çalıştığını rapor etmiştir. sonuçlar hastanın yavaşça ve hız kontrolünü kendi yaparak klinisyenden bağımsız olarak konuşabildiğini göstermiştir.

Da birçok çalışmada da hız kontrol stratejilerinin etkililiği gösterilmiştir. Bu çalışmalar ataksik disartrili bireylerde konuşmanın sıra dışı sesini azaltmak ve doğallığı arttırmak için uygulanmıştır. Barry ve Goeshorn (1983); Yorkston ve Beukelman (1981) hepsi hız kontrolünün artmış konuşma anlaşılabilirliği ve kişinin konuşma seslerinin daha doğal gelmesiyle bağlantılı olduğunu söylemişlerdir.

Yorkston ve arkadaşları (1990) ileri derecede ataksik disartrisi olan 4 hastada ve 4 ileri derecede hipokinetik disartrisi olan hastada farklı duraklama stratejilerini kullanmıştır. Bu çalışmaların cümle ve fonem anlaşılırlığı ve konuşma doğallığındaki etkileri araştırılmıştır. Cümle anlaşılırlığı her iki grup içinde artmıştır. Sayaçlı duraklama tekniği daha çok gelişme gösterdi fakat aynı teknik en az doğallığa sahip bulundu.

Yorkston ve Beukelman (1981) ataksik konuşmacıların normal prosodik biçimleri elde etmedeki zorluklarını tartıştılar. Süre değişimlerini kelimelerdeki vurguyu en iyi doğallıkla kullanmayı çalıştılar.

Diğer birçok çalışmada hasta söylediği kelimenin ilk harfini alfabenin yazılı olduğu bir tablodan göstermesi istenmiştir. Beukelman ve Yorkston (1977) iletişim biçiminin tipik konuşma hızından düşük olduğunu fakat bu yaklaşımın hastaların sosyal olarak etkileşmesini ve isteklerini hızlı olarak dile getirebildiklerini göstermiştir.

Crow ve Enderby (1989) Beukelman ve Yorkston tarafından kullanılan bu yardımcı iletişim sistemlerinin konuşmanın anlaşılabilirliğini etkileyip etkilemediğini incelemişlerdir. Bulgularına göre hastlar alfabe desteğini aldıklarında konuşma, anlaşılırlık artmış, konuşma ve hız azalma göstermiş ve sesletimdeki doğruluk normal konuşmasına göre düzelme göstermiştir.

Bellaire, Yorkston ve Beukelman(1986) hastaların nefes kullanımını analiz etmişlerdir. Hastanın konuşmasının monoton olabileceğini çünkü hastanın kısa, tek tip soluk tarzı kullandığını saptamışlardır. Bub için solunum düzenlenmesinin de doğallık ve prosodi için dikkat edilmesi gereken bir unsur olduğunu vurgulamışlardır.

McHenry ve Wilson (1994) travmatik beyin yaralanmasından sonra anlaşılırlık için kullanılan birçok tekniği incelemişlerdir. Alfabe listesinin konuşma hızını ciddi oranda düşürdüğünü ve hızın daha az değişkenlik gösterdiğini saptamışlardır.

Scott ve Caird (1983) görsel geri bildirimle terapi alan ve almayan 26 hastada bahsetmiştir. Her iki grupta prosodi ve anlaşılırlıkta kazanımlar elde etmişlerdir. Johnson ve pring(1990) altı denekle çalışmış ve bunları terapi almayan diğer altı denekle karşılaştırmıştır. Terapi, görsel geribildirim içeren ton ve şiddeti içermiştir. Çalışma sonucunda terapinin prosodiyi geliştirdiğini gösterilmiştir.